6 yıl önce
13 Eylül 2010 Pazartesi
İşte yine gidiyorum
Etrafımdakiler beni üzmüyor diye birey olmaktan vazgeçtim. Kayboldum, dağıldım hatta aynada ben kimim diye sormayı bile bıraktım ama yine de gidiyorum.
28 Nisan 2010 Çarşamba
La pianiste
"-Adomo'nun yazdığını okudunuz mu? Schumann'ın Do Majör Fantezisi üzerine.
- Hayır.
-Alacakaranlığından bahsediyor.Mantığını kaybetmiş Schumann'dan değil, hemen öncesinden. Tam öncesinden. Aklını kaybetmekte olduğunu biliyor,acısını derinlerde hissediyor ama son bir kez tutunuyor. Bu tamamen yitip gitmeden önce,kendini kaybetmenin ne olduğunun hala bilindiği bir an."
- Hayır.
-Alacakaranlığından bahsediyor.Mantığını kaybetmiş Schumann'dan değil, hemen öncesinden. Tam öncesinden. Aklını kaybetmekte olduğunu biliyor,acısını derinlerde hissediyor ama son bir kez tutunuyor. Bu tamamen yitip gitmeden önce,kendini kaybetmenin ne olduğunun hala bilindiği bir an."
23 Şubat 2010 Salı
Yazasım var
Bir şeyler yazasım var ama ne olduğunu bilmiyorum. Ben de şu an olduğu gibi sadece yazıyorum. Sorunlarım var ne olduğunu da biliyorum ama çözmek için uğraşmıyorum. Tam şu anda olduğu gibi hiç bir şey yapmadan beklemeyi tercih ediyorum. Çok dingin bir uyuşukluğun içerisinde hani tunakiremitçiler nasıl der -heh buldum- yüzüyorum. Bunu yapmalıyım şunu yapmalıyımların hepsi son kullanma tarihini tüketti ama yine de bilinen geçmiş zaman çekimine girmeden öylece beynimde dolaşmaya devam ediyorlar.
Bach - Toccata et fugue BWV 565
Yükleyen Quarouble. - Yüksek çözünürlüklü video keyfini yaşayın!
Füg olsam mesela
Bach - Toccata et fugue BWV 565
Yükleyen Quarouble. - Yüksek çözünürlüklü video keyfini yaşayın!
Füg olsam mesela
Terre Palladiane
Fiyat:17,5(Yanlış hatırlamıyorsam)
Üretim: 2003
Alkol Oranı: 12
Koku: 3 / 5
Tat: 3 / 5
Fiyat/Performans: 5 /5
Genel: 3 / 5
14 Şubat 2010 Pazar
Sevgililer Günü

Ortaokulda kompozisyon derslerinde hocalarımız şöyle derdi: "Başlık konuyla alakalı olsun."
Başlık konuyla alakalı değil zaten sevgililer günüyle ilgili bir şey yazacağımı bekleyen birileri varsa yazıklar olsun. Beni hiç tanıyamamıştır. Peki bu yazı ne hakkında olacak? Hiç bir şey hakkında olmayacak.
Kitabın tekinde duygusuzluğuyla övünen bir karakter vardı. Şu sıralar her sayfa geçişimde kendisiyle kendimi bağdaştırıyorum. Oysa diğer karakteri kendimle bir tutmalıydım. Pediatri stajı yapıyoruz. Nam-ı değer Çocuk Hastalıkları. Böyle minik minik çocuklar var. Hepsi de hasta ve berbat kokuyor. Bir çok arkadaş hanimiş de hanimiş diyerek muayene ediyor. Benimse tek istediğim kazasız belasız stajı geçebilmek. Merak ettiğim o berbat koku içerisinde doktorlar nasıl durabiliyor? Bok kokusu değil, çiş kokusu değil bildiğin pislik kokuyor. Aylardır yıkanmamış insanlar var, konuştuklarından bir kelime anlamıyorum. Bana kalırsa ölmelerinde bir mahzur yok.
Genelde üstteki gibi düşünüyorum. Bazense gerçekten acıdığım oluyor. Şöyle bir çocuğunuz olduğunu düşünün. Yürüyor, oynuyor sapa sağlam hatta dost meclislerinde turp gibi maşallah diyorsunuz. Sonra bir anda dengesini yitirmeye başlıyor, yazı yazamıyor. Sonra yatalak oluyor ve ölümü bekleniyor. Kendini bir film karakteriyle özdeşletir deseler hiç düşünmeden Rick(Casablanca) derdim.
Düşündüm de sevgililer günüyle ilgili bir yazı yazsam daha iyiydi. Neyse artık, bir daha ki seneye.
26 Ocak 2010 Salı
"Yaşadım Diyebilmen İçin" demiş
Nazım Hikmet yazmış, yaşamak şakaya gelmez diye. Bakıyorum da etrafıma yaşamak çok güzel şakaya geliyor be. Hani o iğrenç duygu sömürülerine girip hızlı araba kullananları, sorumsuz yayaları ya da ne bileyim ilaçlarını almayan hastaları demeyeceğim. Şu 3. kattan atlayayım eğer ölmezsem diyenler, şu ilaçlar beni öldürmezse yaşamam lazım ya da şu kurşun ya da kan kaybı diyenleri de kast etmiyorum. Kendim belki de biraz sizsinizdir bahsettiğim. Herkes büyük bir ciddiyetle yaşıyor bir sincap gibi olmasa da. Herkes bir şeyler başarmak istiyor. Sokakta yatan şarapçı abiden derslere giren profesörlere kadar herkes büyük bir ciddiyetle şakaya alıyor yaşamayı. En güzeli ya da belki de en kötüsü artık üzüntüler de mutluluklar gibi kısa sürüyor. Yarın ölecekmiş gibi yaşayacaksın denir ya yok yok Nazım demiş doğrusunu: "Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamalı insan."
YAŞAMAYA DAİR
1
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
1947
2
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
1948
3
Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için...
Nazım Hikmet Ran
Böyle güzel şiirler varken bir mısradan öteye gitmiyor şiirler.
YAŞAMAYA DAİR
1
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
1947
2
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
1948
3
Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için...
Nazım Hikmet Ran
Böyle güzel şiirler varken bir mısradan öteye gitmiyor şiirler.
14 Ocak 2010 Perşembe
Eski yazılanlar
Bir arkadaşım "Abi eski yazılarımı okuduğumda neredeyse kendimden utanıyorum" derdi. Ben de "Oğlum, niye takıyorsun bu kadar aman boşver" diye karşılık verirdim. Şimdi eskiden yazdığım her şey o kadar komik geliyor ki. Oysa eskiden beğenirdim yazdıklarımı şimdi ne yazsam hoşuma gitmiyor. Bir gün önce yazabilirsem ya da çekebilirsem mükemmel olacağını düşündüğüm değişken ikinci düşünüşümde -anlatışımda- eksik kalacakmış gibi geliyor. Dolayısıyla ne kendimce bir şey üretebilir ne de kendi yazdıklarıma tahammül edebilir oldum.
Şu sıralar yazdığım her cümlede şunu fark ediyorum: Okuduğum bir çok cümleden güzel ama yine de berbat. Bir çoğunuzdan iyiyim ama yine de değersizim. Etrafımdaki insanların kötü film projelerinde yer alıp, berbat yazılarına, kalitesiz cümlelerine maruz kalsam da yine de tek yaptığım susup kenarda beklemek. Oysa ki zaman geçiyor ve ben fark ediyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)