sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Aralık 2009 Cuma

Kısa Kısa "Gus Van Sant"

Gus Van Sant'ın filmografisini(kısa filmler hariç) izlememin ardından 1-2 ay geçtikten sonra bu yazıyı sizlerle paylaşayım. Bu abimiz bağımsız yönetmen diye geçiyor. Ayrıca müzisyenlik falan da yapmış. Kaç yılında doğmuş, ne iş yapmış, hayatı nedir, hangi ödülleri almış diye merak edenler için link verip (http://en.wikipedia.org/wiki/Gus_Van_Sant) biz öznel düşüncelerimize geri dönelim.

İlk dönem filmleri ve son dönem filmleri arasında oldukça fark var. Abimiz film çektikçe olgunlaşmış, çok daha iyi işlere imza atmış. Özellikle "Ölüm Üçlemesi"'nde kullandığı kamera açıları ve geçişleri mükemmel. Bu 3 filmin her birinde film çekecek olsam ve bütçem kısıtlı olsa bu şekilde çekerdim dedim.
Bana kalırsa yönetmenin en büyük özelliği, konusunu duyduğunuzda "Ee bundan film çıkmaz ki" diyeceğiniz tüm senaryoları muhteşem bir film haline getirebilme yeteneğine sahip. Tabii zaman zaman para kazanma odaklı kitleye hitap eden filmleri olmasına rağmen bu filmleri bile yine de belli bir seviyenin üstünde. Şimdi filmlerini ve düşüncelerimizi sıralayalım.

1-) Mala Noche: Türkçe alt yazısını bulamadığım için izleyemediğim yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi.

2-)Drugstore Cowboy: Bir tane adam var arkadaşları falan eczanelere girip uyuşturucu çalıyorlar sonra bıdı bıdı bık bık. Anlatım tarzı güzeldi. İzlerken sıkılmayacağınız, drama olmasına rağmen zaman zaman sizi güldürebilecek bir film. 7 / 10

3-)My Own Private Idaho: Keanu Reeves'in parladığı film olarak söyleyebiliriz. Gay yönetmenimizin izlediğim ilk gay odaklı filmi. Burjuvaziye getirdiği eleştiri güzel olmasına rağmen gaylikle ilgili verdiği mesajı beğenmemiştim. 6 / 10

4-)Even Cowgirls Get the Blues: Üstünde durmaya bile değmez. Bundan önce yaptığı iki film bir seviye üstünde olmasına rağmen nasıl böyle bir film çekti hala anlayabilmiş değilim. Feminizm odaklı saçma sapan bir film. En kötü filmi 2 / 10

5-)To Die For: Bir önceki filminden iyi bir ders almış olsa gerek ki güzel bir suç filmi ortaya çıkarmış. Nicole Kidman en iyi oyunculuklarından birini sergilemiş. 7 / 10

6-)Good Will Hunting: Parası bitmiş olsa gerek ki üç adet kitle filmi(bu ilki) çekecek olan Gus Van Sant'in en ünlü filmi. Ben Affleck'in oynadığı bir filmin olabileceği maksimum güzellikte. Senaryosu çok tırt olmasına rağmen ki buna benzer bir senaryo ile daha karşımıza çıkacak yine de kendini izletiyor ve sevdiriyor. 7 / 10

7-) Psycho: Kötü bir re-make. Neden böyle bir işe girişti, neden yaptı bilmiyorum. Bana hala bu filmi başka biri çekmiş de Gus Van Sant sadece ismini yazdırmış gibi geliyor. 3 / 10

8-)Finding Forrester: Good Will Hunting'e benzeyen senaryosuyla bu dönemdeki kitle filmlerinin sonuncusu. Good Will Hunting'den daha fazla sevmiştim. Beklenmedik bir çok sahne var. Başarı öyküsü olmasına rağmen olabildiğince klişelerden kaçınılmış. Tabii belirttiğim gibi başarı öyküsü olduğundan dolayı bir yere kadar kaçabilmiş. 8 / 10

9-)Gerry: Ölüm üçlemesinin en kötü filmi olmasına rağmen yine de oldukça başarılı. Bir yönetmen ancak bu kadar seyirciyi bir filme çekebilir. 7 / 10

10-)Elephant: Son on yılda çekilmiş en iyi filmlerden biri. Mükemmel. 9 / 10

11-)Last Days: Kurt Cobain'in hayatını film yapmışlar haydi gidip izleyelim diyen gençler sayesinde imdb notu bu kadar düşük olan(5.7) Last Days'i izledikten sonra bir süre insan kendine gelemiyor. 8 / 10

12-)Paris, je t'aime (bölüm "Le Marais"): Gay arkadaşımızın olduğu bölüm. İzleyenler hatırlayacaktır.

13-)Paranoid Park: Muhteşem sekanslarıyla böylesine basit bir hikayeyi sinemaya ustaca yorumlaması sonucunda kendisine hayran olmamak elde değil. Myspace profilleri gezilerek oyuncuların bulunduğunu da ekleyelim. 8 / 10

14-)Milk: En ünlü gay yönetmenlerden biri olunca, gay aktivistin hayatını filme almakta kendisine düşmüş. Kitle filmi olmasına rağmen göze hoş gelen, gayet iyi bir film çekmiş. Tabii Sean Penn'in aşmış oyunculuğunu da ekleyip, izlediğim en iyi biyografi filmlerinden biri olduğunu da söyleyeyim. 7 / 10

Tüm bunlar sonucunda en sevdiğimiz 5 Gus Van Sant filmini sıralayacak olursak;

1-)Elephant
2-)Paranoid Park
3-)Last Days
4-)Finding Forrester
5-)Gerry

Bir de çok fazla sahne geçişi hatası yapan Gus Van Sant'in bu basit hatalardan kurtulmasını diliyoruz. Özellikle ölüm üçlemesinin son iki filminde aynı bölümün iki kez gösterildiği sahnelerde(bunun tabiri vardır da bilmiyorum) çok fazla hata yapmış. Benim gibi basit bir sinema izleyicisi bunları fark edebiliyorsa aklımıza bilerek bu hataları yapmış olabildiği de gelmiyor değil.

Son olarak da Gus Van Sant'in yönetmenliğini yaptığı Red Hot Chili Peppers - "Under The Bridge" ve Hanson - "Weird" parçalarının kliplerini koyalım.



14 Mart 2008 Cuma

Nine Lives / Dokuz Hayat






Nine Lives, yönetmenliğini ve senaristliğini Rodrigo García'nın, yapımcılığını ise Alejandro González Iñárritu'nun üstlendiği 2005 yapımı isminden de anlaşılacağı üzere 9 farklı yaşamı anlatan güzel bir yapım. Yönetmenin araştırdığım kadarıyla 3. uzun metraj filmi, bunun dışında Boomtown, Six feet under, Carnivale, Sopranos gibi bir çok dizide de yönetmenlik koltuğuna oturmuş olduğunu söyleyelim.


Birbirlerinden bağımsız sayılabilecek 9 adet hikayenin hepsinin başrolünde bayan oyuncular yer alıyor. Yardımcı karakterler olarak ise gardiyan, eski sevgili, sağır, sakat, istismarcı gibi rollerde ise erkek oyuncular yer almış. Tüm hikayelerde erkeklerin hiç biri pek de iç açıcı rollerde yer almıyor. Erkek oyuncuların duygusal ya da fiziksel anlamda neden bu tip rollere yerleştirildiği senariste soracağım ilk sorulardan biri olurdu. Kadın oyuncuların bir çoğu iyi bir oyunculuk sergilese de bazı oyuncular öyle kötü ki göze batmamaları imkansız. Özellikle filmin başlangıcındaki Elpidia Carrillo'nun(Sandra rolünde izliyoruz) performansı size filmin devamını izlemek zaman kaybı mı olacak diye düşündürtüyor.









Çok kötü bir performans sergileyen Elpidia Carrillo'nun filmden bir sahnesini görüyoruz. Ayrıca bu filmden sonra 2006 ve 2007 yılında birer filmde daha rol almış oyuncuyu eğer çekebilirsem kendi kısa filmimde bile oynatmam. Türkçe biliyorsa, dikkate alsın söylediklerimi... O nasıl bir kızgın olma halidir ? Berbat yahu !!!


Film boyunca yer alan hikayelerin birbirleriyle bağlantılı olduğunu düşünüp sürekli filmin sonunda acaba bu hikayeler birbirine nasıl bağlanacak diye düşünsek de bizi şaşırtan ya da olay örgüsünü değiştirebilecek bir bağlantı meydana gelmiyor. Bazı karakterler diğer hikayelerin içinde gözükse de bunlar çok önemsiz ve hikayenin gidişatını etkileyecek tarzda değil hatta farketmek filmin gidişatına hiç mi hiç etki etmiyor. O yüzden filmi izlerken sırtınızı yaslayıp, rahatça filmin akışına kendinizi bırakmanızı öneririm. Filmde dikkat çeken en önemli durum Garcia'nın 12 dakika boyunca tek bir çekim yapmış olması filmde herhangi bir kesme yer almıyor. Hikayelerin hepsi bölümün başrolündeki oyuncunun gözünden anlatılmaya çalışılmış. Bu cesaretli davranışı için Garcia'yı kutluyoruz ama bazı bölümlerde -özellikle Holly- mantık hatalarının olduğunu bazen de bu tekniğin insanı sıktığını söylemeden geçmiyoruz.



"Telefon için çok geç. Çok fazla yanlış anlaşılma oldu"

Babasıyla sorunları olan bir hemşireyi canlandıran Lisa Gay Hamilton filmde rolünü iyi kotaramamış oyunculardan bir başkası...


Sonuç olarak Nine Lives izlenilmesi gereken bir film diye düşünüyorum. Yönetmenin karakterleri kadın odaklı yapması, filmin kadın seyircilere daha fazla hitap ettiğini size düşündürmesin. Filmin sloganı olan "Every moment has a story" Nine Lives ile bire bir uyuşmuş. 12 dakikalık hiç kesim yapılmayan 9 ayrı hayat izliyoruz. Bunların içinde; kocası sakat olan bir kadının yalnızlığına çare arayışı, yıllar sonra gelen eski sevgilinin bir kadının hayatını berbat edişi, genç yaştayken kızını kaybeden bir annenin çaresizliği, göğüslerini aldırmak zorunda kalan bir kadının hissettikleri ve daha niceleri var.


"Seninle beş dakika ve hayatım hayal gücümün uydurduğu bir şeye dönüştü"

Gözyaşlarınızı tutmakta zorluk çekeceğiniz, filmin bana göre en mükemmel sahnelerinden biri yukarıda yer alıyor. Diana rolünde Robin Wright Penn'i, Damien rolünde ise Jason Isaacs'i görüyoruz.



"Şey bu kahkaha ya da pişmanlık, dünyadaki en çirkin his"

Filmde ki en iyi diyalogların yer aldığı Ruth'un bölümünden bir sahne... Dünyada ki tüm insanlarla bağlantılı oluşumuzun ay üzerinden anlatılışı, klasik bir belgeselden yola çıkılarak hayatın sorgulanışı... 9 hikaye arasından en fazla dikkat çekeni diyebilirim.

Filme 10 üzerinden 8 veriyoruz. IMDB notunun 2,297 oy üzerinden 6.9 olduğunu ve 8 notunun yüzde 22.1 ile en büyük paya sahip olduğunu söyleyelim.
Ayrıca buradan "Nur Özgenalp"'ın film hakkında ki kritiğini de bulabilirsiniz. Ben yazıyı yazdıktan sonra kendisinin kritiğine rastladım. Filmi izlemeyi düşünenler için yardımı daha çok dokunacaktır.