7 Mayıs 2008 Çarşamba
özeniyorum -cümleye senin gibi küçük harfle başlamaya
yazmamalıyım bu şiiri
sana ne kadar ihtiyacım olduğunu
ne kadar özlediğimi söylememeliyim
anlatmamalıyım sensiz geçen günlerimi
bir kılıf bulmalıyım
beni içten içe yok eden özleme
aslında sevmemiştim diyebilmeliyim
itiraf etmeliyim sensiz diye başlayıp benliğimi ayaklar altına aldığım cümlelerimin yalan olduğunu
ve o şarkıyı dinlediğimde sen aklıma geldiğinden dolayı değil de öylesine ağlayabilmeliyim
ama bunları sadece sen yapabilirsin
çünkü ben seni hiç tanıyamasamda sen benim en saklı sırlarımı bile ifşa ettin
bana geri dönmen değil istediğim sadece ismini hatırlamak, senin bana yaptığın gibi...
19 Mart 2008 Çarşamba
Öyle uyuşuğuz biz
Ve tükendiğimizde
Anladık ki; aslında koşmalıymışız ölene kadar
16 Mart 2008 Pazar
Six Feet Under - Nobody Sleeps
Umarım hepimiz sevgililerimiz öldüğünde bu tarzda bir konuşma yapabiliriz ya da biz öldüğümüzde sevgililerimiz ardımızdan...
15 Mart 2008 Cumartesi
Johnnytwentythree
Johhnytwentythree, Cincinnati, Ohio, Amerika'da kurulmuş isminden de anlaşılacağı üzere bir experimental post rock grubu... Grubun "Thirty Pieces Of Silver" ve "JXXIII" olmak üzere iki adet albümü var. İlk albüme maalesesef ulaşamadım ama 2007 yılında çıkan "JXXIII" albümüne Emule, Torrent ya da paylaşım sitelerinden ulaşabilirsiniz. Yazının sonunda albümün kontrol edilmemiş linkini vereceğim.
Grubun üyelerini sayacak olursak ki; saymamız aslında kimsenin aklında kalmayacağından dolayı pek bir gereksiz olacak. Sadece, adamlar o kadar kaliteli grup kurmuş, isimlerini söyleyelim de saygısızlık etmeyelim düşüncesi içinde yazıyorum. Gitarda Michael Maier, kemanda Brianne Maier, bateride Brian Tyree, bas gitarda Joseph Maier yer alıyor. Ayrıca kendilerine konserlerde filmler hazırlayan Stephen Imwalle'i de gruptan biri olarak görmemiz gerekiyor çünkü grubun en karakteristik özelliği konserlerinde gösterdiği bu filmlermiş. Hatta sitelerinde ki haberlerde yeni müzikler ve filmler yapmamızın zamanı geldi diye bahsediyorlar. Grupta 3 tane Maier olması dikkatimi çekse de aralarında kan bağı var mıdır varsa ne derecedir bir bilgiye rastlamadım.
2004 yılında Stephen Imwalle'nin kısa filmine "Thirty Pieces Of Silver" adında bir soundtrack hazırlamışlar. Albümün süresi 47 dakika 54 saniye, kısa filmin adını maalesef bulamadım. Imdb'de Stephen Imwalle'nin yer almıyor.
2007 yılında çıkarttıkları albümle bir çok müzik dergisinden olumlu eleştiriler alan grubu, ben de şans eseri progarchives'de gezinirken tanıdım. 6 şarkıdan oluşan albümün toplam süresi 60 dakika 12 saniye. 2 şarkının 15 dakika barajını aştığını bir şarkının ise 12 dakikadan oluştuğunu belirteyim. Albüm özellikle Explosions In The Sky, Mogwai, God is an Astronaut sevenlerin hoşuna gidecektir. "Ghost Soldiers" 20 dakikalık post rock şarkısı Godspeed You Black Emperor tarzında olur önyargısına sahip kişilerin özellikle dinlemesi gereken bir parça olmuş. Kısa parçalar pek dikkati çekmese de özellikle albümün en uzun 2 parçası olan "Ghost Soldiers" ve "Fall Of Swords" post rock dinleyenlerin en çok sevdiği tüyleri diken diken yapma hissini bir çok bölümde gerçekleştiriyor. Hatta kimi zaman albüm siz farketmeseniz de gözlerinizi kapattırıyor ve belinize doğru giden o sıcak hissi inceden inceye size yaşatıyor.

Grubun internet sitesine girdiğimizde şöyle tuhaf bir amblem bizi karşılıyor. Ne anlam ifade ediyor ? Neden gruba böyle çizgi romandan kaçma bir logo seçilmiş bir bilgim yok. Ben beğenmedim ama siz gördüğünüzde aniden bir şimşek çaktıysa düşüncelerinzde bilemiyorum. Ayrıca grubun internet sitesi maalesef çok kötü, adamlar Temmuz 2007 tarihinden Mart 2008 tarihine kadar tek bir haber girmemişler. Fotoğrafların yer aldığı bölüm, diğer post rock gruplarına benzer bir halde sevimsiz ve özensiz bir halde bırakılmış. Store bölümünde ise grubun albümlerini -ilk albüm ellerinde kalmamış- ve tek çeşit tişörtünü satın alabiliyoruz. (Ne alırsan 10 dolar)
Bir de contact kısmı var ki bu kendi sitelerine 8 ay haber yazmamış grubun booking dışında hangi maile cevap vereceği konusunda şüphelerim var. Johnnytwentythree, Eits tarzı post rock sevenlerin hoşlanacağından emin olduğum bir grup diyerek yazıma burada son vereyim.
Grubun ikinci albümü "JXXIII"'yi yüklemek için http://www.axifile.com/?5991431 (Şifre : warezkill.com)
Grubun myspace sayfası : http://www.myspace.com/j23music
Youtube videoları : http://www.youtube.com/johnnytwentythree
Renk / Tema vb.
Bir de artık blog'da ağırlıklı olarak film eleştirisi ile albüm eleştirisi yazmaya çalışacağım. Dün Tıp bayramı olmasına rağmen bir Allah'ın kulu bayramımı kutlamadı. Yazıklar olsun... Bir de eğer sinema dergisi takip edenler varsa şurası olmamış yazıda burası olmamış derse bana çok yardımı dokunur. Ben okuyorum ama tek başıma göremeyeceğim bir çok şey var. Zaten adamlar gibi yazma ihtimalim de yok herifler yılda 400 film izliyorlar. Bir de öyle bir bağlantı kuruyorlar ki yok Shakespeare 'in bilmem kaçıncı oyununa gönderme var yok yunan mitinde yer alan şu efsaneye gönderme var gibi. O kadar birikimim olmadığından dolayı, ben izleyip elimden geldiğince bilgi vermeye çalışacağım.
14 Mart 2008 Cuma
Nine Lives / Dokuz Hayat

Nine Lives, yönetmenliğini ve senaristliğini Rodrigo García'nın, yapımcılığını ise Alejandro González Iñárritu'nun üstlendiği 2005 yapımı isminden de anlaşılacağı üzere 9 farklı yaşamı anlatan güzel bir yapım. Yönetmenin araştırdığım kadarıyla 3. uzun metraj filmi, bunun dışında Boomtown, Six feet under, Carnivale, Sopranos gibi bir çok dizide de yönetmenlik koltuğuna oturmuş olduğunu söyleyelim.
Birbirlerinden bağımsız sayılabilecek 9 adet hikayenin hepsinin başrolünde bayan oyuncular yer alıyor. Yardımcı karakterler olarak ise gardiyan, eski sevgili, sağır, sakat, istismarcı gibi rollerde ise erkek oyuncular yer almış. Tüm hikayelerde erkeklerin hiç biri pek de iç açıcı rollerde yer almıyor. Erkek oyuncuların duygusal ya da fiziksel anlamda neden bu tip rollere yerleştirildiği senariste soracağım ilk sorulardan biri olurdu. Kadın oyuncuların bir çoğu iyi bir oyunculuk sergilese de bazı oyuncular öyle kötü ki göze batmamaları imkansız. Özellikle filmin başlangıcındaki Elpidia Carrillo'nun(Sandra rolünde izliyoruz) performansı size filmin devamını izlemek zaman kaybı mı olacak diye düşündürtüyor.

Çok kötü bir performans sergileyen Elpidia Carrillo'nun filmden bir sahnesini görüyoruz. Ayrıca bu filmden sonra 2006 ve 2007 yılında birer filmde daha rol almış oyuncuyu eğer çekebilirsem kendi kısa filmimde bile oynatmam. Türkçe biliyorsa, dikkate alsın söylediklerimi... O nasıl bir kızgın olma halidir ? Berbat yahu !!!
Film boyunca yer alan hikayelerin birbirleriyle bağlantılı olduğunu düşünüp sürekli filmin sonunda acaba bu hikayeler birbirine nasıl bağlanacak diye düşünsek de bizi şaşırtan ya da olay örgüsünü değiştirebilecek bir bağlantı meydana gelmiyor. Bazı karakterler diğer hikayelerin içinde gözükse de bunlar çok önemsiz ve hikayenin gidişatını etkileyecek tarzda değil hatta farketmek filmin gidişatına hiç mi hiç etki etmiyor. O yüzden filmi izlerken sırtınızı yaslayıp, rahatça filmin akışına kendinizi bırakmanızı öneririm. Filmde dikkat çeken en önemli durum Garcia'nın 12 dakika boyunca tek bir çekim yapmış olması filmde herhangi bir kesme yer almıyor. Hikayelerin hepsi bölümün başrolündeki oyuncunun gözünden anlatılmaya çalışılmış. Bu cesaretli davranışı için Garcia'yı kutluyoruz ama bazı bölümlerde -özellikle Holly- mantık hatalarının olduğunu bazen de bu tekniğin insanı sıktığını söylemeden geçmiyoruz.

"Telefon için çok geç. Çok fazla yanlış anlaşılma oldu"
Babasıyla sorunları olan bir hemşireyi canlandıran Lisa Gay Hamilton filmde rolünü iyi kotaramamış oyunculardan bir başkası...
Sonuç olarak Nine Lives izlenilmesi gereken bir film diye düşünüyorum. Yönetmenin karakterleri kadın odaklı yapması, filmin kadın seyircilere daha fazla hitap ettiğini size düşündürmesin. Filmin sloganı olan "Every moment has a story" Nine Lives ile bire bir uyuşmuş. 12 dakikalık hiç kesim yapılmayan 9 ayrı hayat izliyoruz. Bunların içinde; kocası sakat olan bir kadının yalnızlığına çare arayışı, yıllar sonra gelen eski sevgilinin bir kadının hayatını berbat edişi, genç yaştayken kızını kaybeden bir annenin çaresizliği, göğüslerini aldırmak zorunda kalan bir kadının hissettikleri ve daha niceleri var.

"Seninle beş dakika ve hayatım hayal gücümün uydurduğu bir şeye dönüştü"
Gözyaşlarınızı tutmakta zorluk çekeceğiniz, filmin bana göre en mükemmel sahnelerinden biri yukarıda yer alıyor. Diana rolünde Robin Wright Penn'i, Damien rolünde ise Jason Isaacs'i görüyoruz.

"Şey bu kahkaha ya da pişmanlık, dünyadaki en çirkin his"
Filmde ki en iyi diyalogların yer aldığı Ruth'un bölümünden bir sahne... Dünyada ki tüm insanlarla bağlantılı oluşumuzun ay üzerinden anlatılışı, klasik bir belgeselden yola çıkılarak hayatın sorgulanışı... 9 hikaye arasından en fazla dikkat çekeni diyebilirim.
Filme 10 üzerinden 8 veriyoruz. IMDB notunun 2,297 oy üzerinden 6.9 olduğunu ve 8 notunun yüzde 22.1 ile en büyük paya sahip olduğunu söyleyelim.
Ayrıca buradan "Nur Özgenalp"'ın film hakkında ki kritiğini de bulabilirsiniz. Ben yazıyı yazdıktan sonra kendisinin kritiğine rastladım. Filmi izlemeyi düşünenler için yardımı daha çok dokunacaktır.
13 Mart 2008 Perşembe
Notre Dame de Paris
Bu nasıl bir şarkıdır ? Bu nasıl bir müzikaldir ? En yakın zamanda baştan sona izlemem(iz) gerektiğini düşünüyorum. Ekşi'den alınmış çevirisini (karoks adlı yazar çevirmiş) de aşağıya koyayım. Notre Dame'in çok küçükken animasyonunu izlemiştim. Hayal meyal hatırlıyorum. Kötü görünüşlü Notre Dame beni o yaşlarda -ilkokul 2 ya da 3 olması lazım- bayağı bir ürkütmüştü. Her neyse fazla konuşmaya gerek yok.
"güzel...
bu bir kelime,onun için yaratılmış!
dans ettiğinde,ve ortaya çıktığında,öyle ki;
bir kuş,uçabilmek için kanatlarını çırpan!
o zaman cehennemi hissediyorum,ayaklarımın altında açıldığını
gözlerimi diktim,çingene elbisesinin altına,
ne işime yarar ki artık?notre dame'a yalvarmak?
kim?
kimdir,ona ilk taşı fırlatacak?
bu kişi,dünyada bulunmaya layık değil,
o lucifer!oh! en azından bir defa bırak beni,
parmaklarımı gezdirmek için esmeralda'nın saçlarında;
güzel;
bu şeytan mı?onun içinde saklanan?
gözlerimi çevirmem için ebedi tanrı'dan,
benim varlığıma bu tutkuyu koyan,
beni engellemek için,gökyüzüne bakmamı
o üstünde taşıyor,ana günahı!
onu arzulamak beni bir suçlu kılıyor,
o...
bir eğlence kızı olarak alınan o,aslında hiçbir şey,
birden taşıyor gibi yapıyor,insanlığın haç'ını
o notre dame!bir defalığına izin ver en azından
kapısını aralamamıesmeralda'nın bahçesinin
güzel;
koca siyah gözlerine rağmen sizi etkisi altına alan
bu bayan hala bakire kalacak mı?
hareketleri benim tepeler ve harikalar görmeme neden oldukça...
eteği altında,gökyüzü renkleriyle bezeli
aşkım,izin verin sizi aldatmama,
sizi sonsuza dek sevmemden önce
hangi..
hangi erkektir,ondan bakışını ayırabilecek?
tuzdan heykel olmanın verdiği acıyla
o flower of lys
ben bir inanç adamı değilim,
toplayacağım,esmeralda'nın aşk çiceklerini
gözlerimi diktim çingene elbisesinin altına
artık ne işime yarar? notre dame'a yalvarmak.
kim...
kimdir ona ilk taşı atabilecek olan?
bu kişi,dünyada olmaya layık değil
o lucifer! en azından bir defa izin ver,
parmaklarımı gezdirmeme esmeralda'nın saçlarında
esmeralda"
Ayrıca şarkıyı "sütü seven kamyoncu" gibi videolarıyla tanınan arkadaşlardan hatırlıyor olabilirsiniz.
üstteki ise 23. şarkı olan "Tu vas me detruire"... Müzikalden dinlediğim ilk şarkı, ekşi sözlükte ağlatacak şarkılar başlığında 3-5 ay önce karşılaşmıştım. Bugüneymiş araştırıp böyle mükemmel bir şeyle karşılaşmak... Bunun da çevirisini ekşiden alayım (commandante adlı yazar çevirmiş)
"beni yok edeceksin
damarlarımda yüzen
beni aptala döndüren, perişan eden
üzen ve bunaltan bu tutku okyanusuna
yavaşça dalacağım,
bir el beni tutmadan
yavaş yavaş boğulacağım
hiç pişmanlık duymadan
beni yok edeceksin
beni mahvedeceksin
ve seni lanetleyeceğim,
yaşamımın sonuna kadar
beni yok edeceksin
beni mahvedeceksin
bunu tahmin edip söyleyebilirdim
ilk günden beri,
ilk geceden beri
beni yok edeceksin
beni yok edeceksin
beni mahvedeceksin
günahım, saplantım
aklımı bulandıran çılgın arzu
benimle acı acı alay eden
beni parçalayan ve benimle düşüp kalkan
küçük düş satıcısı
sadece eteğinin uçuşmasını
ve seni dans edip şarkı söylerken görmenin
beklentisiyle yaşıyorum
beni yok edeceksin
beni mahvedeceksin
ve seni lanetleyeceğim,
yaşamımın sonuna kadar
beni yok edeceksin
beni mahvedeceksin
bunu tahmin edip söyleyebilirdim
ilk günden beri,
ilk geceden beri
kış mevsimi olduğumu sanan ben,
yeşillenmiş bir ağacım işte
demir olduğumu sanan ben,
vücudun ateşine karşı
kendi kendimi yakıyor ve tüketiyorum
ayışığından daha gizemli gözlere sahip
yabancı bir kadın için...
beni yok edeceksin
beni mahvedeceksin
ve seni lanetleyeceğim
yaşamımın sonuna kadar
beni yok edeceksin
beni mahvedeceksin
bunu tahmin edip söyleyebilirdim
ilk günden beri
ilk geceden beri"
Ayrıca Nine Lives adlı filmle ilgili bir eleştiri yazmaya çabalayacağım. Hayatımı düzene sokacak kararlar aldım. Tabii bu kararlar üç gündür; salya sümük olmadık yerde ağlamamın gazıyla alınmış kararlar olabilir. Her neyse
